Afyon savaslarindan 2, dünya savasi’na ;Japonya

Afyon Savaşlarından II. Dünya Savaşı’na: Japonya’nın Modernleşmesi ve Doğu Asya’nın Dönüşümü

Mesut Dereli

Independent Researcher – Cultural History

Giriş

19. yüzyıl dünya tarihi açısından büyük dönüşümlerin yaşandığı bir dönemdir. Avrupa’da gerçekleşen sanayi devrimi yalnızca ekonomik üretim biçimlerini değiştirmemiş, aynı zamanda askeri ve siyasi güç dengelerini de yeniden şekillendirmiştir. Avrupa devletleri teknolojik ve askeri üstünlükleri sayesinde dünya ticaretinde ve uluslararası siyasette giderek daha belirleyici bir rol oynamaya başlamıştır. Bu gelişmeler özellikle Asya’daki büyük imparatorlukları doğrudan etkilemiştir.

Doğu Asya’nın iki büyük medeniyeti olan Çin ve Japonya bu dönemde Batı dünyasıyla karşılaşmış ve farklı modernleşme deneyimleri yaşamışlardır. Çin bu süreçte askeri yenilgiler ve iç krizlerle karşı karşıya kalırken Japonya daha hızlı ve merkezi bir modernleşme sürecine girmiştir. Bu makale, 19. yüzyılda başlayan bu dönüşümün kökenlerini inceleyerek Japonya’nın modernleşme sürecini ve bu sürecin uzun vadede II. Dünya Savaşı’na kadar uzanan sonuçlarını ele almayı amaçlamaktadır.

Afyon Savaşları ve Çin’in Zayıflaması

19. yüzyılın başlarında Çin hâlâ dünyanın en büyük imparatorluklarından biri olarak görülüyordu. Qing Hanedanı yönetimindeki Çin, geniş bir bürokrasiye ve köklü bir kültürel geleneğe sahipti. Ancak Çin ekonomisi Batı dünyasıyla ticarette önemli bir dengesizlik yaşamaktaydı. Avrupa ülkeleri Çin’den çay, ipek ve porselen gibi değerli ürünler satın alıyor ancak Çin Avrupa mallarına sınırlı ilgi gösteriyordu.

İngiltere bu ticaret dengesini değiştirmek amacıyla Hindistan’da üretilen afyonu Çin’e satmaya başladı. Afyon kısa sürede Çin toplumunda ciddi bir bağımlılık sorununa yol açtı. Çin yönetimi afyon ticaretini yasaklamaya çalıştı ancak İngiliz tüccarlar bu ticareti sürdürmeye devam etti. Çin hükümetinin afyon stoklarına el koyması üzerine iki taraf arasında savaş çıktı.

1839 yılında başlayan First Opium War, Çin ile Batı dünyası arasındaki güç dengesini açık bir şekilde ortaya koydu. İngiltere modern donanması ve askeri teknolojisi sayesinde Çin kuvvetlerini kısa sürede mağlup etti. Savaşın sonunda Çin ağır şartlar içeren anlaşmalar imzalamak zorunda kaldı ve bazı limanlarını Batılı devletlerin ticaretine açtı.

Bu savaş Çin İmparatorluğu’nun dünya sistemindeki konumunu ciddi şekilde sarsmıştır. Çin artık Batı’nın askeri ve teknolojik üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalmıştır.

Japonya’nın Batı ile Karşılaşması

Çin’de yaşanan bu gelişmeler Japonya tarafından dikkatle izlenmiştir. Japonya o dönemde Tokugawa şogunluğu yönetiminde uzun süreli bir izolasyon politikası uyguluyordu. Ancak Batı’nın askeri gücü karşısında bu politikanın sürdürülebilir olmadığı anlaşılmıştır.

1853 yılında Amerikan donanmasına ait gemiler Japonya kıyılarına gelmiş ve Japonya’nın dış dünyaya açılmasını zorlamıştır. Bu olay Japonya’nın Batı dünyasıyla doğrudan karşılaşmasını sağlamıştır. Japon liderler Çin’in yaşadığı deneyimi göz önünde bulundurarak Batı’ya karşı direnmek yerine Batı’dan öğrenmeyi tercih etmişlerdir.

Yoshida Shōin ve Reform Düşüncesinin Doğuşu

Japonya’nın modernleşme sürecinde önemli bir rol oynayan düşünürlerden biri Yoshida Shōin olmuştur. Yoshida Shōin, Batı’nın askeri ve teknolojik üstünlüğünü erken fark eden Japon düşünürlerinden biridir.

Yoshida Shōin’in kurduğu Shōka Sonjuku adlı okul, Japonya’nın modernleşme sürecinde önemli bir entelektüel merkez haline gelmiştir. Bu okulda yetişen birçok öğrenci daha sonra Meiji döneminin önemli siyasi liderleri arasında yer almıştır.

Yoshida Shōin’in düşüncesi Japonya’nın Batı’dan öğrenmesi gerektiğini savunuyordu. Ancak bu öğrenme süreci Japon kültürünü tamamen terk etmek anlamına gelmemeliydi. Onun düşüncesine göre Japonya Batı’nın teknolojisini ve kurumlarını öğrenmeli ancak kendi ulusal kimliğini korumalıydı.

Meiji Restorasyonu ve Japon Modernleşmesi

1868 yılında gerçekleşen Meiji Restoration, Japonya’nın modernleşme sürecinin başlangıcı olarak kabul edilir. Bu dönemde feodal yapı büyük ölçüde ortadan kaldırılmış ve merkezi bir devlet sistemi kurulmuştur.

Meiji reformları kapsamında:

• modern bir ordu kurulmuş

• eğitim sistemi yeniden düzenlenmiş

• sanayi yatırımları artırılmış

• Batı’nın bilimsel ve teknolojik bilgi birikimi Japonya’ya aktarılmıştır

Japon öğrenciler Avrupa’ya gönderilmiş ve Batı’daki modern kurumlar incelenmiştir. Bu süreç Japonya’nın kısa sürede güçlü bir sanayi devleti haline gelmesini sağlamıştır.

Japonya’nın Yükselişi ve Asya’da Yeni Güç Dengesi

Japon modernleşmesinin sonuçları kısa sürede ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın sonlarında Japonya askeri ve ekonomik açıdan güçlü bir devlet haline gelmiştir. Japonya’nın 1895 yılında Çin’i mağlup ettiği First Sino-Japanese War, Doğu Asya’daki güç dengelerinin değiştiğini göstermiştir.

1905 yılında Japonya’nın Rusya’yı yenilgiye uğrattığı Russo-Japanese War, Japonya’nın dünya siyasetinde önemli bir güç haline geldiğini göstermiştir.

Japon Militarizmi ve II. Dünya Savaşı’na Giden Yol

20. yüzyılın başlarında Japonya’nın hızlı modernleşmesi yeni siyasi ve askeri hedeflerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Japonya’nın artan sanayi üretimi ve nüfusu yeni kaynaklara ve pazarlara ihtiyaç duymuştur. Bu durum Japon dış politikasının giderek daha yayılmacı bir karakter kazanmasına neden olmuştur.

1930’lu yıllarda Japonya’nın Çin’e yönelik askeri müdahaleleri artmış ve 1937 yılında başlayan Second Sino-Japanese War Doğu Asya’da büyük bir savaşın başlamasına yol açmıştır.

Bu süreç Japonya’nın II. Dünya Savaşı’na katılmasıyla sonuçlanmıştır. Japonya’nın 1941 yılında Pearl Harbor’a saldırması Pasifik Savaşı’nı başlatmış ve Japonya’nın geniş bir askeri çatışmanın içine girmesine neden olmuştur.

Sonuç

Japonya’nın modernleşme süreci dünya tarihinin en dikkat çekici dönüşümlerinden biridir. Japonya Batı ile karşılaştığında Batı’dan öğrenme ve uyum sağlama stratejisini benimsemiş ve kısa sürede modern bir devlet haline gelmiştir. Buna karşılık Çin daha uzun ve karmaşık bir modernleşme süreci yaşamıştır.

Ancak Japon modernleşmesi yalnızca ekonomik ve teknolojik bir dönüşüm değildir. Bu süreç aynı zamanda Japonya’nın uluslararası siyasette yeni bir güç haline gelmesine ve 20. yüzyılın büyük çatışmalarına dahil olmasına da yol açmıştır.

Bu nedenle Japon modernleşmesi hem başarılı bir dönüşüm örneği hem de modern dünya tarihinin karmaşık sonuçlarından biri olarak değerlendirilebilir.

Kaynakça

Marius B. Jansen – The Making of Modern Japan

John W. Dower – War Without Mercy

Jonathan Spence – The Search for Modern China

Kenneth Pomeranz – The Great Divergence

Previous
Previous

Japon modernleşmesinin temelleri

Next
Next

Japonya da saygi kültürü ve [nihon] isminin anlami